Kurban: 33
John Wayne Gacy’i tanıyan çok az insan ondan şüphelenmiş olmalı, Des Plaines`deki ticaret odasında saygı değer bir üye, komşularının çocuk partilerinde palyaçoluk
yapan bir şahıs, yaşadığı şehirde Demokrat Partinin seçim bölgesindeki bir danışman ve akit işiyle uğraşan bir kişinin Amerika tarihindeki en verimli seri katillerden biri olacağını kim bilebilirdiki.

Ayrıca çocukluğunun hiçbir bölümünde bir canavarın oluşuyor olduğuna dair herhangi belirti yoktu. Ortanca çocuk olan Gacy, 1942 yılında Chicago`da bir işci sınıfına ait bir ailede dünyaya geldi. İki kız kardeşi vardı, biri ondan 2 yaş büyük, diğeri ise 2 yaş küçüktü. Terry Sullivan ve Peter Maiken`in kitabı “Katil Palyaço” ya göre; Gacy babasıyla yaşadığı çalkantılı ilişki dışında normal bir çocukluk gecirmişti. Yazarlar babayı tatsız, çocuğunu fiziksel ve sözlü olarak taciz eden ve aşırı derecede alkole eğimli olarak tarif ediyor. Yazarlar Gacy`i babasını çok seven ve ümitsizce onun onayını ve ilgisini isteyen ancak bunu başarmayan biri olarak tanımlıyorlar.

Clifford L. Lindecker`in kitabıi “Erkek Çocukları Öldüren Adam”a göre, Gacy 11 yaşındayken oyun bahçesinde kafasına salıncak çarpar. 16 yaşına kadar doktor beyninde bir kan pıhtısı teşhisi koyana ve durumu ilaçla tedavi edene kadar kısa süren şuur kayıpları yaşar. Gacy lisedeki son senesinde 4 okul değiştirdi ve mezun olamadı. Gacy okuldan atıldı ve Chicago`yu Las Vegas için terk etti. Oradayken Palm morgunda odacı olarak yarım günlük bir işte çalıştı. Vegas`da mutsuzdu ve bir kaç ay sonra Chicago`ya geri döndü.

1960ların başında Gacy, Ticaret Üniversitesine kaydoldu ve satıcılık üzerine yeteneğini geliştirdi. Doğuştan yetenekli bir satıcı olarak her durumda konuşmayı yönlendirebiliyordu. Mezuniyetinden sonra, Chicago`da Nunn Bush Shoe Ltd.`de yönetim kurulunda stajyer olarak işe başladı. İşinde tırmandı ve haftalar içinde Springfield`a firmanın erkek giyim mağazasını yönetmek için transfer edildi ve burada 1 seneye yakın çalıştı.

1964`de, işçisi Marilyn Myer`le evlendi. Düğünden kısa bir süre sonra, yeni evliler kadının doğum yeri olan Waterloo, Iowa’ya yerleştiler. Bu yerleşmenin nedeni ise Marilyn`in babasının Gacy`ye ailenin sahibi olduğu tavuk restoranında bir mevki önermesiydi. Bir yıl sonra, Gacy`nin babası Chicago`da öldü. 1966`da, kayinpederinin isteğiyle Gacy ailenin tavuk restoranının yönetimini eline aldı. Gacy toplumca tanınan ve sevilen bir üye durumuna geldi.

Ama Gacy cephesinde herşey yolunda gitmiyordu. Geleceğin seri katili 1968 yılında ilk defa yakalanacaktı. Suçlanma nedeni “bir erkek çalışanı homoseksuel ilişkiye zorlama girişimi”. Bu suç, herkes tarafından sevilen ve örnek birisi olarak gösterilen, iki çocuk sahibi Gacy’i tanıyan birçok kişiyi şok etti, özellikle 4 yıllık karısını. Gacy anal yoldan cinsel ilişki suçundan suçlu bulundu ve Anamosa daki Iowa eyaleti erkek ıslahevinde 10 yıla mahkum oldu. Karısı kararın ardından boşanma davası açtı. Kızgın bir şekilde, Gacy karısına bundan sonra iki çocuğunu da görmek istemediğini ve bundan böyle karısı ve iki çocuğunu ölmüş addettiğini söyledi.

18 ay yattıktan sonra, Gacy 18 Ekim 1971`de şartlı tahliye edildi ve Chicago`ya döndü. Gacy şubatın 12`sinde (hapisten çıkışından 8 ay sonra) tecavüz girişiminde bulunma ve başkalarının huzurunu kaçıran davranışları yüzünden Chicago polisi tarafından tutuklandı. Gay bir genç Gacy`nin kendisini Chicagoda ki Greyhound istasyonundan aldığını ve Gacy`nin evine gittiklerini ve onu sekse zorladığını şikayet etti. Ancak, suçlamalar çocuğun dinlenmesi için mahkemeye gelmemesi nedeniyle düştü.

Chicago`ya tekrar döndükten kısa bir süre sonra, inşaat mukavelesi yapan kişi olarak çalıştı. 3 yıl sonra, 1975`de kendi inşaat firması olan PDM Şirketini açtı. O temmuz ortak arkadaş çevresi sayesinde tanıştığı, yeni boşanmış bir kadınla tekrar evlendi ve annesinin finansal yardımıyla, Des Plaines`de orta sınıfı Chicago varoşunda bir eve taşındı. Gacy`nin ticaret yeteneği vardı. Des Plaines gazetesine göre, O yerel tüccarlar arasında zeki bir iş adamı olarak biliniyordu. Gacy genellikle ticari rakiplerinin önerdiği fiyattan daha düşük fiyat vererek anlaşmalar elde etti. Birçok genç çocuk kiralayarak masrafları kesebiliyordu. (Daha sonra bu çocuklardan en az 5′i onun kurbani oldu.) İşi gittikçe büyümeye başladı.

Gacy boş zamanının bir kısmını arkadaşları ve komşuları için eğlenceli sokak partilerine ev sahipliği yaparak geçiridi. Bu partilerde çoğu zaman palyaço kostümü giyer ve bu kostümle yerel hastanelerdeki çocukları eğlendirirdi. Ayrıca yerel Demokrat parti organizasyonlarına katıldı. Hatta bir keresinde Demokratik Parti bölge sorumlusu olarak First Lady Rosalyn Carter`la fotoğraf bile çektirdi.

Mart 1976`da Gacy`nin ikinci eşi ondan boşandı. Harlan Mendenhall`ın kitabı, “Gacy`nin evinin yıkılışı”na göre karısı kocasının tahmin edilemeyen dengesiz halleri, tavırları ve homoseksüel magazinlere olan takıntısı nedeniyle bu evlilikle başa çıkamayacağını hissetti. Neyseki çiftin çocukları yoktu.

12 Aralık 1978`de polis tekrar dikkatini John Wayne Gacy üzerine yoğunlaştırdı. Des Plaines`de bulunan Nisson Eczanesinde çalışan genç Robert Piest kaybolmuştu. Kaybolmasından önce gençle görülen son kişi Gacy idi. Dedektifler Gacy’nin geçmişini araştırdıklarında, başka bir gence anal yoldan cinsel ilişki suçundan hapiste yattığını öğrenmeleri süpriz oldu. Bu suçlayıcı bilgiyle birlikte, dedektifler Gacy`nin evini araştırma yetkisini elde ettiler.

Ev araştırılırken, dedektifler evin altında sürünülerek girilebilen bir yer buldular. Eskimiş, küflü bir koku hemen farkedildi. Kokunun nedeni çürük lağım borularına bağlandı ve göz ardı edildi. Dikkate değer herhangi bir suçlayıcı delil bulamadan dedektifler merkeze dönüp bulabildikleri delilleri incelemeye başladılar.

Gacy`nin evinden toplanmış parçaların tekrar gözden geçirilmesi sırasında, dedektifler bilmeden birkaç kritik delil topladıklarını fark ettiler. Gacy’nin evinde bulunan yüzüklerden birinin 1 sene önce kaybolan bir gence ait olduğu öğrenildi. Ayrıca eczanede çalışan Robert Piest`in kaybolduğu gün, Gacy’e kendisine ait olan bir film tab fişini verdiği ve bu fişin Gacy`nin evinde bulunduğu görüldü. Bu yeni bilgilerle, dedektifler bu davanın büyüklüğünü anladılar. Yeni bilgilerin keşfinden sonra, dedektiflerin yeni bir arama izni çıkarmaları çok uzun sürmedi.

22 Aralık 1978`de Gacy karanlık sırlarının aydınlanacağını fark ettiği zaman, polise gitti ve itirafta bulundu. Gacy dedektiflere: “Dört John var.” dedi. Bu dört farklı kişi Gacy’nin kendi kafasında yarattığı Müteahhit John, Palyaço John ve Politikacı John’du. Dördüncü kişi ise Jack Hanley’di. Katil olan Jack’ti ve bütün kötü şeyleri o yapmıştı.

“Katil Palyaço” da anlatıldığına göre, Gacy dedektiflere ilk cinayetini Ocak 1972`de gerçekleştirdiği bilgisini verdi ve ikincisi 2 yıl sonra Ocak 1974`deydi. Daha sonra anlattıklarına göre kurbanlarını kelepçelenmeleri konusunda ayartıyordu. Gacy ilk önce kurbanına bir kaç numara göstermek istediğini söylüyor ve kurbanlarına palyaçoluk yaparken kullandığı hileli kelepçeler olduğunu söylediği gerçek kelepçeler takıyor ve bundan kurtulmanın özel bir yolu olduğunu söylüyor ve gençlerin kelepçeden kendilerini kurtarmalarını istiyordu. Gençler güvenli bir şekilde kelepçelendikten sonra boğazlarına ip geçirerek veya tahta parçasını gırtlaklarına bastırarak tecavüz ediyor ve öldürüyordu. Gacy bazı zamanlar cesetleri evin altına gömmeden önce ölü bedenleri yatağının altında yada tavan arasında bir kaç saat tuttuğunu da itiraf etmişti.

Gacy iki düzineden fazla insan öldürdüğünü kabul etmişti, polis tarafından yöneltilen tüm soruları cevaplayamamasına rağmen, genel olarak şöyle demişti. “Bunu Jack`e sormanız gerek.” Ayrıca polise evinin altındaki ve garajındaki 28 mezarın detaylı bir haritasını çizmişti. İlerleyen süreçte diğer 5 kurbanını da Des Plaines nehrine attığını itiraf etmişti.

1 saatten kısa bir sürede evin altındaki ilk ceset bulunmuştu. Günler ve haftalar geçtikce ceset miktarı artmıştı. Tabiki medyanın bu olaya ayırdığı zamanda. Des Plaines`de bulunan Gacy`nin mütevazi evindeki korkunç kazı yerleri ulusal haberlerde geceden geceye yerini aldı. Öyleki evin kendisi hem amerikalı hemde yurt dışındaki izleyicilere Beyaz Saray kadar tanıdık gelir oldu. Kazının detayları büyüleyiciydi. Bazı kurbanlar birbirlerine o kadar yakın gömülmüşlerdiki polis onların muhtemelen aynı zamanda öldürüldüğüne veya gömüldüğüne inandı. Ocağın sonuna kadar 27 ceset çıkarıldı. Araştırma kış soğuğu ve donmuş yer yüzünden umulandan uzun sürdü. Bu zaman içerisinde Des Plaines nehrinde bulunan 4 cesette Gacy`nin evinde bulunan sürücü belgeleri ve diğer kişisel eşyaları nedeniyle Gacy`ye bağlandı.

32 kurbanın kimlikleri su yüzüne çıkarken, dedektifler bütün kurbanların genç erkekler olduğunu keşfetti. Çoğunluk Chicago sokaklarında müşteri arayan erkek fahişelerdi, bazıları belirgin hiç bir sebep olmadan yok olan gençlerdi ve en az 5 tanesi PDM müteahhitlik`te belli sürelerde çalışan işçilerdi. Şaşırtıcı şekilde, kazılarda ve nehirde Robert Piest`in cesedine rastlanamadı.

Ceset arama işleminin sonuna gelindiğinde, kurtulan Robert Donnelly ve Jeff Rignall dedektiflere açıklamada bulundular. İki gençte yaşadıkları için kendilerini çok şanslı hissediyorlardı. Hikayelerinin detayları aynıydı ancak Gacy`le karşılaşmaları farklı günlere denk geliyordu. İkiside 1977 Aralık ayında silah zoruyla kaçırıldıklarını, kloroformla uyutulduklarını, işkence gördüklerini ve tecavüze uğradıklarını anlattılar. Sadece Gacy tarafından bilinen nedenlerden dolayı, iki gencinde hayatı bağışlandı. Korkumu, utançmı bilinmez ama herhangi bir genç olay olduktan sonra resmi makamlara bir müracaatta bulunmamıştı.

Son olarak Nisan 1979`da, Robert Piest`in cesedi Illinois Nehrinde bulundu. Otopside boğulma sonucu olduğu belirlendi. Gacy bu ölümden de sorumlu tutuldu.

Gacy`nin cinayet yargılaması 6 Şubat 1980`de başladı. 5 haftalık yargılama sonucunda savunma ve idda makami 100den fazla kişiyi tanıklık etmeleri için çağırdı. Savunmanın stratejisi Gacy`nin cinayetleri işlerken akıl hastası ve kontrol dışı kişlik olduğunu kanıtlamaktı. Bu iddayı güçlendirmek için savunma makamı davadan önce Gacy ile görüşme yapan psikiyatrları sahneye koydu. Diğer tarafta, iddaa makamı Gacy`nin akıl hastası olduğuna karşı çıktı, Gacy’nin çok kişilikli olduğunu iddaa etmesinin tek sebebinin ölüm cezasından kaçmak olduğunu ileri sürdü.

Jüri açıkça iddaa makamının yanında yer aldı. 33 kişiyi öldürme suçundan Gacy`i suçlu bulmaları sadece 2 saat sürdü.

13 Mart 1980`de Gacy ölüme mahkum edildi. Illinois`deki Menard Islah Merkezine yollandı. Statesville deki hapishaneye idam için yollanana kadar 14 sene bu merkezde kalacaktı.

9 Mayıs 1994`de Gacy son yemeğine oturdu: kızarmış tavuk, kızarmış patates, cola ve çilekli kek. Hapishane yetkilileri davranışlarını “konuşkan ve öfkeli” olarak açıkladılar. İdamından önceki kısa telefon röportajinda, Knight-Tribune muhabirine “Benim üzerime 11 ciltli, 31 ciltsiz kitap, 2 senaryo, 1 film, 1 Muhtemel Broadway oyunu, 5 şarkı ve 5000`den fazla makale var. Bunun hakkında ne diye bilirim?” ama tabiki hemen protesto etti “Bu çöplüklerin hiçbirine karşı sempatim yok.”

10 Mayıs 1994`de gece yarısından hemen sonra Gacy öldürücü iğne ile infaz edildi. Son sözleri ise ” Kıçımı Öpün!” oldu.

 

 


Kurban: 13
Kısa, hastalıklı hayatı boyunca, Alber DeSalvo’ya birçok lakap takılmıştır. Yirmili yaşlarının sonlarında ona “Ölçü Alan Adam” denilirdi; bir mankenilk ajansı için model arıyormuş gibi kapı kapı gezen bir cinsel tacizciydi. Kapıyı açan kadınlardan birisi ona kanıpta içeri alacak olursa, bir mezura çıkarıp kadının ölçülerini almaya başlar, böylece kadının orasını burasını elleme fırsatını yakalardı.

Kısa bir hapis süresinden sonra birkaç yıl içinde, cinsel tacizden tecavüze terfi edip 1960′ların başlarında, iki yıllık bir sürede, New England’da yüzlerce kadına saldırdı. Bu süre içerisinde “Yeşil Adam” diye anıldı, çünkü suç işlerken yeşil işçi kıyafetleri giymeyi tercih ediyordu.

Ancak onun üçüncü lakabı, ona sonsuz kötü ününü kazandırdı. 1962′de DeSalvo “Boston Canisi” olarak tanındı; on sekiz aylık bir dehşet hükümranlığı boyunca on üç kadını vahşice öldüren, tatlı dilli bir sadistti.

Manyaklık ölçüsüne vahşi bir yetiştirilmenin ürünü olan DeSalvo, sadizmin zevkine küçük yaşlarda varmıştır. Çocukluğunda en hoş vakit geçirdiği zamanlar, aç bir kediyi bir köpek yavrusu ile bir portakal sandığına kapatıp kedinin, köpeğin gözlerini çıkarmasını seyretmekti. Ordudayken evlendi ve ibr koca ve baba olarak, Amerikan tarihindeki en korkunç suçları işlerken bile, oldukça normal bir görüntü sergilemeyi başardı. (Evliliğinde gerilimler yok değildi. Diğer bazı şeylerin yanında, DeSalvo’nun şeytani bir libidosu vardı ve günde en az altı defa seks yapmak istiyordu)


İlk cinayetlerini yaşları biraz daha ileri olan kadınları öldürerek işledi. Hepside katillerini kendi rızalarıyla dairelerine almışlardı. Güzel konuşan, tatlı dilli DeSalvo bir tamirci olarak içeri girmekte hiç güçlük çekmiyordu. Kadınlara tecavüz edip onları boğmanın yanında, cesetleri de tahrip etmekten hoşlanıyor, cinsel organlarına şişeler, süpürge sopaları sokuyordu. Kurbanıyla işini bitirdikten sonra onu boğmak için kullandığı şeyi (genelde bir naylon çorap) büyük ve süslü bir fiyonk halinde kadınların çenelerinin altına bağlayarak tuhaf imzasını atıyordu.

1962′nin sonuna doğru DeSalvo’nun iş görme biçimi birdenbire değişti. Daha genç kadınları avlamaya başladı ve cinayetleri dahada dehşet verici tuhaf olmaya başladı. Bir defasında, kurbanını yaklaşık yirmi kere bıçaklamıştı. Diğer bir seferinde ise , cesedi yatağın başucuna dayanmış şekilde, boynunda pembe bir fiyonk, cinsel organında bir süpürge sopası ve sol ayağına dayalı bir yeni yıl kartı ile bırakmıştı.

En sonunda DeSalvo “Boston Canisi” cinayetlerinden değil, “Yeşil Adam” tecavüzlerinden yakalandı. Eyalet akıl hastanesinde kaldığı sırada, başka bir hastayla konuşurken kadınları boğması hakkında övünmeye başladı. Ancak o zaman yetkililer, bilmeden bu korkunç katili yakalamış olduklarını anladılar.

Sonunda DeSalvo “Boston Canisi” suçlarından ceza almadı. Avukatının -F. Lee Bailey- yaptığı pazarlıkla DeSalvo, idam sandalyesinden kurtulup “Yeşil Adam” tecavüzleri için ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Bailey’nin çabalarının DeSalvo’ya pek yararı dokunmamıştı. Kasım 1973′te başka bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

 


Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Seri Katiller
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

Kriminolojinin Türkçe karşılığı “Suç Bilimi”dir. Kriminoloji diğer bilimlere göre çok yeni bir bilim dalıdır. Bundan dolayı zengin bir bilgi kaynağına sahip değiliz. Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki kriminolojinin tanımı üzerinde çeşitli görüş ve çekişmeler vardır. Kriminolojinin şu şekilde kısa tanımları yapılmaktadır: “Suç olgusunun incelenmesi” veya “Suç olgusuna ilişkin bilim” “Suç bilimi” gibi. Ancak, içeriği belirlemeğe yönelik tanımlarda birlik yoktur. Kriminoloji kavramının farklı algılanmasından ve kriminolojinin kapsamının dar veya geniş olarak yorumlanmasından dolayı içeriği belirlemeğe yönelik tanımlamalarda birlik sağlanamamaktadır.

Kriminolojiyi tam tanımını yapmak çok kolay değildir. Zira bu bilgi dalı aynı zamanda bireysel ve sosyal hususlara ilişkin bulunmakta ve daima harekette ve kavranamaz kimlik gösteren insan varlığına bağlı bütün müphemiyetlerle çevrilmiş bulunmaktadır.

Şimdi kısaca farklı kriminoloji tariflerini inceleyelim ve kriminolojinin konusunu açıklayalım. Sutherland’a göre kriminoloji “Suçu sosyal bir olay gibi ele alan bilgilerin bütünüdür”. Bu bilgi dalı içine kanunları yapmak, ihlâl etmek ve kanunların ihlâl edilmesine karşı tepkide bulunmak süreçleri girmektedir. Yazar, kriminolojiyi geniş anlamda anlamayı tercih etmektedir. Bu surette ele alınan kriminolojinin amacı kanun sürecine, suçu önlemeye ve suçlular hakkında gerekli tedbirleri almaya ilişkin genel ve değişik ilkelerin ve diğer tipteki bilgilerin bütününü kapsar.

Taft’a göre kriminoloji deyimi, genel ve özel anlamda olmak üzere iki türlü kullanılmaktadır. Dar veya özel anlamda kriminoloji suçu anlamak, suçu önlemek, suçlular hakkında uygulanması gerekli işlem ve tedbirleri belirlemek için gerekli konuların incelenmesidir.

Caldwell de benzer bir ayırıma yer vermektedir: “Geniş anlamı ile kriminoloji suç ve suçluya ve toplumun suçu cezalandırmak ve önlemek hususunda gösterdiği çabalara  ilişkin bilgilerin bütünü belirtir”

Bonger, kriminolojiyi şöyle tarif eder: “Bütün yönleri ile suç olayını inceleyen deneysel bir bilimdir.” Bu anlamda ele alınınca kriminoloji, Suç Antropolojisi, Suç Sosyolojisi, Suç Profilâksisi, Suç Psikolojisi, Peonoloji, Suç Siyaseti olarak adlandırılan bütün bilgileri kapsamaktadır.

Sykes’a göre çağdaş kriminoloji, ceza hukukunun sosyal kökenlerini, ceza adalet mekanizmasının işleyişini, suç teşkil eden davranışların nedenlerini, suçun önlenmesi ve tenkili (bastırılması), kişilerin iyileştirilmesi, ıslahı ve sosyal çevrenin değiştirilmesi konularını kapsar.

Nicefero’ya göre ise kriminoloji bağımsız bir bilim dalı olup, sentetik ve tüme gidici bir kimlik taşımaktadır. Şu suretle ki, bu bilim suça ilişkin çeşitli disiplinlerin başlıca sonuçlarını, suçlu ve ona karşı uygulanması gereken tedbirleri özetler ve bir sentezini yaptığı suça ilişkin çeşitli bilimlere ait bir tür giriş niteliğindedir.

Sabatini’nin verdiği tarif ise şöyledir: “Kriminoloji deneysel metod ile suçlunun kişiliğini inceleyerek suç olayının tabiî menşeini ve mekanizmasını, sosyolojik ve biyolojik etmenleri araştıran suçluluğa ait genel bir bilimdir.”

Haskell-Yablonosky, özlü bir tanımla, “Kriminoloji, suç ve suçluların bilimsel incelenmesidir” der  ve kriminolojinin inceleme alanı olarak da şunları gösterir:

a)             Suçun niteliği ve miktarı,

b)             Suçun ve suçluluğun nedenleri,

c)             Ceza hukukunun gelişmesi ve ceza adaletinin yerine getirilmesi,

d)             Suçun özellikleri,

e)             Suçlunun ıslahı,

f)               Suçluluk biçimleri,

g)             Suçun sosyal değişime etkileri,

Göppinger, kriminolojiyi şöyle yorumlamıştır: Kriminoloji bir deneysel disiplinler arası bir bilimdir. O, suçun işlenmesi ve engellenmesi gibi, suçluya davranışla ilgili olarak ortaya çıkan, insani ve toplumsal alandaki durumlarla ilgilenir. Kriminoloji, disiplinler arası çok faktörlü yönü ve suçlunun kişiliği ile ilgili deney alanlarındaki araştırmalarını, hem hukuk kuralları, hem de hukuk yada sosyal düzen tarafından onaylanmayan hareketler içinde yürütür

Williams ise kriminolojinin alanını dar olarak yorumlayarak, “Kriminoloji, insan davranışlarının suç sayılanları ile ilgilenir. Bunlar ise ceza hukuku tarafından yasaklanan davranışlardır” der. Oysa kriminoloji ceza hukuku kapsamında ve onun güdümünde bir suç bilimi değildir. Suç sayılan her şey kriminolojinin ilgi alanındadır.

Kaiser, kriminolojinin deneysel bir bilim olduğunu, suçlulukla ilgili her şeyin konusu oluşturduğunu, bütün sosyal olumsuz sapıcı davranışların, suçun ve suçlunun kontrolünün, viktimolojinin ve suçun önlenmesinin kriminolojinin konusu olduğunu işaret etmiştir.

Demirbaş kriminolojinin tarifini kitabında şu şekilde yapmıştır: Kelime olarak suçluluk bilimi anlamına gelen kriminoloji, gerçek yaşamdaki fiili bir olay (örnek) olarak, suçun bilimidir; deneysel ve gerçek bir bilimdir.  Kısaca kriminoloji gerçekler bilimidir. Diğer bir ifadeyle kriminoloji, suçlu ve suç gerçekliğindeki görünüş şekli olarak, suçla ilgilenen, suç ve suçlu bilimidir. Demirbaş’ta kriminoloji geniş yorumlamış ve kriminolojik araştırmaların konusunu, “Suç olsun veya olmasın bütün olumsuz sosyal davranışlardır.” şeklinde ifade etmiştir. 

Kriminolojinin Türkiye’deki kurucusu olan Ord.Prof.Dr. Sulhi Dönmezer kriminolojiyi, “İnsanın sapıcı davranış ve eylemleri arasında suçu doğuran, yapan ve suçu kontrol etme amacını güden süreçleri açıklayan ve suçun sebep ve faktörlerini tespit maksadıyla insana ve suç işleyen insana ilişkin bilgilerin bütünün sentezini oluşturan bir bilgi dalı” olarak tanımlamıştır.

Kriminolojinin kapsamını ise şu şekilde çizmiştir: “Kriminolojinin konusu, toplumsal normlardan sapma şekillerinden suç denilen insan davranış, tavır ve hareketlerini ve suç olayını, suçu yapan süreçleri, sosyal bir gerçek olarak ceza adalet sisteminin işleyişini, suç ile suçlu ve sosyal çevre ilişkilerini incelemek, suçun sebep ve etmenlerini mümkün olduğunca belirlemek, suça sebebiyet veren unsurları, süreçleri izah etmek ve bu hususlarda elde edilen bilgilerle söz konusu suç denilen sosyal kötülüğü en etkin şekilde yok etmek veya mümkün olduğunca azaltacak strateji ve teknikleri belirlemektir.” 

Constant’a göre geniş anlamda kriminoloji iki büyük gruba ayrılır; birinci gruptaki alt dallar şunlardır:

1)             Suç Antropolojisi: Bu dal suçluyu, organik yapısı bakımından inceler ve verasete ilişkin, biyolojik, anatomik, fizyolojik etmenleri söz konusu eder.

2)             Suç Psikolojisi: Suçun oluşmasına neden olan yada gelişmesini sonuçlayan ruhî olayları, mekanizmaları inceler: Yaş, cinsiyet, karakter, bünye gibi.

3)             Suç Sosyolojisi: Suçu bir sosyal olay olarak ele alır; sosyal kimlik taşıyan ve suça sebep olan etmenleri araştırır; sosyal ortam, alkol etkileri, sinema, din gibi.

4)             Suç Psikiyatrisi: Anormal ve akıl hastası suçluları inceler; akıl hastalıkları ile suç arasındaki ilişkileri belirler.

5)             Penoloji: Cezaların ve güvenlik tedbirlerinin menşe ve gelişmelerini izah eder; bunların ne derece etkili olduklarının araştırır.

Bu beş dala genellikle Teorik Kriminoloji adı verilmektedir. İkinci grubu ise Uygulayıcı Kriminoloji teşkil etmektedir.

1)             Suç Siyaseti: Suçları önlemek için devletin yerine getirmesi gereken faaliyetlerden söz eder. Bu itibarla suç siyaseti suça karşı savaşmak için devletin faaliyete koyduğu bütün araçlardan oluşur. Bu bakımdan din, ahlak da birer araç sayılabilirler.

2)             Suç Profilâksisi: Toplumun, suçluluğunun sosyal ekonomik etmenlerini önlemek yada azaltmak veya yok etmek için başvurduğu bütün araçları inceleyen bilgi dalıdır. Bu bilimin tıbbî ve sosyal yönleri vardır.

3)             Kriminalistik yada bilimsel polis: Suçluların ortaya çıkarılmasını sağlamak için başvurulan fennî araçları inceler. Daktiloskopi, Antropometri, Balistik gibi dalları vardır.

Bu noktada şu hususu belirtmeliyim ki, kriminalistik ile kriminoloji iki ayrı bilim dalıdır. Çoğu zaman kriminoloji ile kriminalistik birbirine karıştırılmaktadır. Bu iki ayrı bilim dalının aynı bilim dalı gibi gösterilmesi yanlış olduğu gibi birinin diğerini kapsaması da söz konusu değildir.  Teoride ve uygulamada da durum bu şekildedir. Kriminalistik teknik bir delil tespit bilimidir. Kriminalistik teknik olarak suç delillerinin tespiti, suçlunun tespiti ve suçun aydınlatılması ile meşgul olmasına karşın, kriminoloji her şeyden önce suçun açıklamasını yapan, suçlu davranışın nedenlerini inceleyen, suçun önlenmesi ve suçlulukla mücadele ile ilgilenen bir bilimsel öğretidir.

Verdiğimiz şu tarifler de göstermektedir ki, bir yazarın dediği gibi hemen hemen mevcut kriminolog sayısınca ayrı ayrı kriminoloji telâkkileri vardır. Zira suç olayının değişik cephelerinin varlığı, konuya ilişkin olarak mevzuatın meydana getirilişi, mevzuatın ihlali, kolluğun, adliyenin müdahalesi, müeyyidelerin uygulanması gibi değişik faaliyetlerin incelenmesini gerektirir. İşte bazı yazarlar  açıklanan bütün faaliyetleri kriminolojinin konusu içine almakta bazıları ise, sade suçun sebeplerinin belirlenmesini kriminolojinin mevzuu olarak telâkki etmektedir. Bu ayırım sonucu olarak da geniş ve dar kriminoloji tarifleri ortaya çıkmaktadır.

    Günümüzde bazı insanların merak konusu olan ''seri katiller'' hakkında küçük bir yazı...

 

Karın deşen Jack'den Dr.Hannibal Lecter'a kadar edebiyat ve sinema dünyasına esin veren 'Seri Katil' fenomenini masaya yatırdık. Dikkatle okuyun kimbilir belki civarınızdadır!

DESALVO

 

Allah yüzlerini sadece filmlerde göstersin ama merak edenler için bir seri katili tanımanın ince nüansları.
Bir kere seri katil sıfatını hakedebilmesi için kişinin, birbirine benzer en az 3 cinayet işlemiş olması gerekiyor. Yani kendinize böyle bir kariyer hedefliyorsanız bunu göze almanız gerekir. Seri katil olmak demek biri sizi durduruncaya kadar öldürmeye devam etmeniz anlamına geliyor.

MANSON

 

Gelelim psikolojik özelliklerine;

 

 

*Seri katil, cinayetten sonra bir sakinleşme dönemine giriyor ancak öldürdüğü kişiye nesne değerinde bağımlı olduğu için bu süre zarfında yanında kurbandan mutlaka bir parça taşıyor. Tabii bu çoğunlukla kurbanın bir organı olabiliyor.
*Bazı istisnalar hariç yalnız çalışırlar. O istisna durumunu da Kevin Costner'ın bir seri katili canlandırdığı filmi Bay. Brooks'da görmüştük) İzlemeyenler için söyleyelim, siz siz olun bir seri katil ne şartlar altında olursa olsun işbirliği yapmayın.
*Aşağılık duygusuna sahipler. İktidar ve güç ihtiyaçlarını tatmin için öldürüyorlar. Cinsel davranış bozuklukları ve intihara eğilimli oluyor. Birçoğu kurbanlarının etini yemekten ve ölü sevicilikten hoşlanıyor.Hayvanlara işkence etmek gibi eğilimleri var.
*Her ne kadar hafızaları zayıf ve gerçekle yüzleşmekten kaçan yapıları var ise de cinayeti işlerken ne yaptıklarının son derece farkındalar.

*Yaşları genellikle 20 - 40 arasında, ve %90'i erkek.
Çoğunluğu beyaz tenli, heteroseksüel ve dindardırlar. Hiçbiri dış görünüm olarak adam öldürecek birine benzemez. Düzenli bir işte çalışanların yüzdesi %1. Çoğu silik ve ezik insanlar. Zeka seviyeleri normalin üstünde. %30'u üstün zekalı.

*Kurbanlarını genellikle kendi yaş gruplarından seçiyorlar, fakat sosyal ya da ekonomik sınıf farkı gözetmiyorlar.

Seri katil terimi ilk olarak FBI tarafından 1970'li yıllarda Ted Bundy için kullanıldı daha sonra da dilimize yerleşti. Ted Bundy, 1989 yılında Florida ceaevinde idam edilene kadar herkes onun sadece 12 yaşındaki bir kız çocuğunu öldürdüğünü zannediyordu. Ancak Bundy idam edilmeden sadec birkaç saat önce polise 23 cinayet işlediğini itiraf etti.

Peter Sutcliffe

 

BİR SERİ KATİLİ ÇOCUKLUĞUNDA TANIMAK İÇİN BİLMENİZ GEREKENLER:

 

Yalnız çocuklardır. Okulda genelde sosyal yaşamdan uzak dururlar. Agresif olabilirler ve hayvanlara işkence çektirirler. Ateşle oynamak, yangın çıkartmak en sevdiği oyunlar arasındadır. Parçalanmış aile yapıları, sık sık ortam değiştirmeleri ve düşük sosyal statü, istatistiklerde sıkça rastlanan verilerdir.
İlk gençliklerinde yaşadıkları, karşı cinsle seksüel denemeler başarısızlıkla sonuçlanır. Bu da sonraki eylemlerinde dominant olma, akil almaz bir şiddete başvurma ve sadizm gibi yöntemleri doğuran bir etkendir. Kendilerine olan güvenlerini ancak bu şekilde besleyebilirler. Oldukça büyük yaşlara kadar yatakta altlarını ıslatırlar.

Siz siz olun erkek çocuğunuzu kız kıyafeti giymeye zorlamayın. Erkek seri katillerin birçoğuna çocukken kız kıyafetleri giydirilmiş.

John Wayne Gacy

GÜNÜN SERİ KATİL VECİZESİ

 

“Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz.
Bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı görürsünüz.
Bana tam karşıdan bakarsanız, kendinizi görürsünüz.”
Charles Manson

 

 

  Seri katiller sadece filmlerde karşımıza çıkması dileğiyle :-) 

 

                                                                         www.delilpesinde.com, seri katiller

Olay

9
Jul

Olay: Kanunlarda açıkça suç olarak belirtilen fiil ve hareketlerin ortaya çıkmasını ifade eder.

Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : kavramlar
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

YARGILAMANIN TARİHSEL GELİŞİMİ



     Adalet insanlıkla başlamış az veya çok gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Dinlerde ve ilk toplumlarda “günah” ile “suç” aynı anlamda kullanılmıştır. Din kurallarında “suç” “suçlu” ve “adalet” kavramları yer almıştır. Tüm din ve mezheplerde mehdilik inancı vardır. Mehdi yeryüzüne zulüm ve haksızlıkların çoğaldığı bir zamanda gelerek yeryüzünü adaletle tesis edecektir.

Hammurabi Kanunlarında, Mısır papirüslerinde, Köktürk Hitabelerinde adalet metinleri vardır(A. Kabaklı, 1997). Devlet teşkilatının gelişmesiyle “suç “ “suçlu” “adalet” ve mekanizmayı yürüten sistemlerde gelişme olmuştur. İlk toplumlardaki bireysel suç, ceza yerine toplumsal öğeler düşünülür olmuştur(F., Yenisey s.30).
Toplumda adaleti sağlamak için suçun, suçlunun iyi tespit edilmesi ve bunlarla bozulan sosyal yapının ceza ile onore edilmesi gerekir. İnsanlık tarihi içinde bunlara erişmede çok uzun, değişik ve meşakkatli yollardan geçmiştir. Suç ve suçluyu araştırmanın en önemli ve kolay yolu insanlık mazisinde itiraf olmuştur. Sanığı itiraf ettirmek için kuvvete, zora, işkenceye başvurulmuştur. Sanık dayanamadığı işkence altında suçu kabul etmek mecburiyetinde kalmıştır, suçla hiçbir ilgisi, bilgisi olmasa dahi(Söylemez, s.7).
Kişinin suçlu veya suçsuz olduğunun ispatı için, tarihte çok değişik metot ve yöntem kullanılmıştır. Suçlu suçun karşılığında suçtan zarar görenin, toplumun, devletin kendisine ceza vereceğini bildiğinden bundan kurtulmak için suçunu gizlemeye, inkar etmeye, bunu başaramadıysa kaçmaya çalışır. Bunları önlemek için araştırmayı, yakalamayı yapacak, cezalandırmayı yapacak örgüt oluşmuştur.
Suç işleyen sanığı (suç ve suçlu) itiraf ettirmek zordur. M.Ö. 1200 yıllarında Firavunların mezarlarına hakaret edenlerin el ve ayakları taş merdaneler arasında sıkıştırılıp suçlarının itirafı sağlanmıştır (Söylemez, s.7). Heredote (Yunanistan) , suçun aydınlatılabilmesi için suçluların (sanık mefhumu gelişmediği için) tunç bir boğa heykeli içerisinde ateşte işkenceye maruz bırakıldığından bahseder (Söylemez, s.7 ).
Eski Roma’da işkencenin her çeşidini bulmak mümkündür. Seçkin ırk Romalılar, diğer insanlara işkence yapmaktan zevk alıyorlar, doğrusu diğer ırklara insan gözüyle bakmıyordu ki, onlarda aslanları aynı dövüşte kullanıyordu. Engizisyon ve Engizitörler işkenceyi kendilerine meslek edinmişlerdir. Çünkü Roma Hukukunda hüküm vermeden önce sanığın suçluluğunu doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak ispat eden bir delilin bulunması gerekiyordu(Söylemez, s.7 ). Burada engizitörün maharetine göre işkence uygulanır, suçluya(sanık) sonuçta işkence ya suçluya suç kabul ettirilir veya suçlu dayanamaz ölerek cezasını çekmiş olur. Bu cezaların, işkencelerin bir çoğunu gücünü Tanrı’dan aldığını sanan kral Tanrı adına işkence yaptırmıştır. Oysa tüm dinlerin kaynağında işkence günah sayılmıştır.
Yargılama sistemi insanlık tarihi boyunca değişik kademelerden geçmiştir. Adaleti gerçekleştirmekti amaçları, ama bu teraziyi tartmak, kefelerine gerekeni koymak günümüzde dahi sıkıntılara sebep olmakta. Adalet, bir amirin veya bir milletin, memleketi idare için koyduğu kurallar içinde hareket etmektir. Zülüm ise bu kuralların dışına çıkmaktır. Tarihi gelişimde devlet adalet dağıtımını üstlenmiş ve bu aşağıdaki aşamalardan geçmiştir.
1.İtham Sistemi; Bu sistemde, bir kimsenin suçlu olarak cezalandırılması için, suç işlemekle ithamı ve bu ithamın ispatlanması esastır. Ceza davası, hukuk davası ayrımı yoktur. Fert davacı olmakta, hakim bir ‘hakem’ gibidir. Kendisi delil araştırmaz tarafların getirdiği delillere bağlı bir inceleme sonucu karar verir(Şafak, s.22). Bu sistem Eski Yunun ve Roma’da uygulanmıştır.

2.Tahkik Sistemi; Devlet otoritesinin arttığı, toplum menfaatlerinden üstün olduğu sistemde gelişmiştir. Sanık yargılamada ‘suçlu’, yargılama gizli, sanık güvencesi yok suçların cezasız kalmaları söz konusu değildir. Ortaçağda kilise hukukunun etkisiyle Engizisyon Mahkemelerinde işkence yasal bir uygulama idi. Mahkemeye gelen önceden suçlu olarak kabul ediliyor ve suçunu ikrar etmesi gerekiyordu. Bunun için kişiye işkence yapılması gerekiyordu. Bu cezadan önce ceza idi ki 1522 yılında 'Caroline’ adlı kanunda yasal işkence metotları belirlenmişti(Şafak s. 23, Yenisey s.30). İstanbul zindanları Ortaçağ Hukukunun delilidir. Buralar gününün işkence merkezleriydi.

3.İşbirliği Sistemi; Hukuk devleti fikrinin gelişmesiyle ‘muhakemesiz ceza olmaz’ prensibi kişi ve devlet açısından benimsenmesiyle gelişmiştir. Rönesans ve reformlarla 18. yüzyılda Avrupa’da etkileri görüldü. Fransız ihtilalinin getirdiği, sözlü, halka açık bir yargılama yapılması ve bunlar kanunlarda yer alarak 1808 tarihli Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu ‘davasız yargılama olmaz ilkesine yer vermiştir. Bu kanun Osmanlı Devleti’nde uygulanmıştır. Hukuk sistemine uygun olduğu için uzun yıllar kullanılmıştır(F., Yenisey s.30).
Hukukun Türklerde Uygulanmasına Genel Bakış

İslamiyet ten önce Türklerde adalet duygusunun ileri seviyede olduğunu eski Türk destanlarında ve kitabelerinde yapılan araştırmalar sonucu anlaşılmaktadır. Kül Tigin kitabesinde, Köktürk Kitabesinde adaletle ilgili metinler yer almaktadır. Türk topluluklarında düzen törelere uymakla kurulmuş olup bu törelerde haksızlığa başkaldırı, mazluma yardım söz konusudur.Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste atasözü Türk kültürüne yerleşen adalet duygusunu gösterir.

Türk Hakanları tarih boyunca kurdukları devletlerde farklı ırklar çoğunlukla olmasına rağmen hükümran olmaları iyi yönetim ve adaletle hükmetmeleri olmuştur (Polis Dergisi, satı152, s.3). Devlet idaresini sınıflara (kastlara) bırakmamış, en iyi yönetici seçilmiş (devşirme) eşitlik, adalet sağlanmıştır. Tarihte Türkler devletsiz ve hukuksuz kalmamışlardır, soy üstünlüğü olmadığı için insanlar hak ve özgürlüklerden eşit faydalanmışlardır.
Türklerde emniyetin, adaletin sağlanması ve bozulduğunda bunun onore edilmesi 8.yy.da bu kurumlara rastlanmakta. Bu yüzyılda Oğuz Türklerinde, Timur Tüzüğü katında ve Uluğ Kanununda rastlanmaktadır(Aydın, s.9). Delil sistemi tarih içinde kullanılmıştır. M.Ö. 2500 yıllarında Orta Asya’da (Türklerde) kil içerisindeki parmak izlerinin delil olarak kullanıldığı, Çin ve Japonya’da M.S.700’lü yıllarda bununla ilgili kanun çıkartıldığı, M.Ö. Uygur ve Oğuz Türklerinde ticari senetlerin tasdik edilmelerinde parmak izi kullanıldığı, Osmanlı döneminde yaygın şekilde kullanıldığı tarihi kayıtlarda bulunmaktadır(Aydın, s.91 ). Tarihte en haşin ve acımasız olarak karşımıza çıkan Emir Timur altı yüzyıl önce Altınordu Devletinde emeklilik haklarını tanımıştır(Bardakçı, İ.).
Oğuz Türklerini anlatan Dede Korkut destanında kanunsuzluğun, zorbalığın İlahi Kudret(Azrail) tarafından cezalandırılması anlatılır. Bunun adaletin yerine getirilmesi, adaletin sağlanması açısından büyük önemi var. Deli Dumrul milleti haraca kesmekte, zalimlik yapmakta “geçenden bir akçe geçmeyenden on akçe almakta” kimse dur diyememekte ama karşısına Azrail çıkarak cezalandırmakta, adaleti sağlamakta Deli Dumrul’a hakkı öğretmekte.
Uygur Devleti’nde hükümdar Alp İlteber’in annesi, onun adına halkın yakınmalarını dinler ve davalarına bakardı, o kanun ve töreyi bozmak isteyenleri hemen cezalandırırdı. Kutadgu Bilig’de ‘memleket tutmak için çok asker ve ordu gerekir. Askeri beslemek içinde çok mal ve servete ihtiyaç vardır. Bu malı elde etmek için halkın olması gerektir. Halkın zengin olması için de doğru kanunlar konulmalıdır’(Taneri, s.339) diyerek bugünkü gerçek demokrasi ile yönetilen ülkelerin o günkü örneğini sergilemiştir.

Selçuklu veziri Nizamül-mülk Siyasetnamesinde, “Padişahlar haftada iki gün halkın şikayetlerini dinleyeler ve haklının hakkını haksızdan alalar, adaleti yerine getireler”. Ayrıca görevlilerin önemli işi olmadıkça dışarı yollanmaması, gönderildiklerinde de ellerine verilen fermanda yapacakları işin açıkça belirtilmesini önererek kayırma, rüşvet şaialarına önlem alınmasını tavsiye etmektedir(Taneri, s.340).

Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nda adil olmayan hükümdar tutulmuyor ve halkın güvenini kaybediyordu. Bunun örneği 1157 yılında imparatorluğun yıkılması ile sonuçlanan yüksek dereceli Selçuklu memuru Kamac’ın halka adaletsiz olarak davranmasına bağlıyor. Tarihçiler Türk Hükümdarların adil olduğunu yabancı tarihçiler belirtmiştir. Gürcü ve Ermeni yazarlar Alp Arslan’dan adil bir insan olarak bahsederler(Taneri, s.342). Kudüs’e giden Selahaddin Eyyübü’den Yahudi ve Hristiyanlar adalet görmüşlerdir. Türklerde adalet duygusu kültürlerine, törelerine, törenlerine kazınmıştı nasıl adil davranmasınlar. Türkiye Selçuklu Devleti’nde hükümdarın adalet yolundan ayrılmaması için “hatırlatma” törenleri düzenlenerek Sultan’ın sırtına değnekle vuruyordu(Taneri, s.347).
İslam hukukunun uygulandığı dönemde yargılama Şer’i esaslara göre yapılıyordu. Günümüz hukuk kaynakları; anayasa hükümleri, kanun ve diğer yönetmelikler, mahkeme kararları, örf ve adet teşkil ederken İslam hukukunun kaynakları; Kuran-ı Kerim, sünnet, içtihatlar, Hülafa-i Raşidin’in tatbikatı, mahkeme kararları, örf ve adet vs. (Armağan, s.3, 4, 5, 58).
Padişah kanunnameleri (Kanuni Sultan Süleyman Kanunnameleri) çok şiddetli olmakla birlikte, uygulama açısından eşitlik ve adalet üzerine hassasiyetle durulmaktaydı. Teorik olarak vaaz edilen kanunnamelerin hükümleri, kağıt üzerinde kalmayarak, pratikte uygulanmış ve dünya insanlarına adalet dağıtmıştır. İslam hukukunda muhakemede “Kanuni Delil Sistemi” uygulanıyor ve delilleri davacı topluyordu. Hakim ise, bu delillere bağlıydı. Şer’i mahkemelerde avukatlık yapan ve vekalet akdi ile tayin edilen kimseler vardı. Bunlar 11. Ve 12. Yüzyılda kendi aralarında barolar halinde teşkilatlanmışlardı(Yenisey, s.32).
Osmanlıda duruşmalar sırasında, şühü’d-ül müslimin denilen ve zamanımızda bilirkişiye benzetilebilecek bir kurul vardı. Bunlar şehrin seçkin insanlarındandı. Sayıları bazen çok olan bu kimselerin duruşmalarda bulunması hem kadı’nın işini kolaylaştırmakta, hem de davacı ve davalıya güven vermekteydi. Kadı, bazı durumlarda bölgenin örf ve gelenekleri hakkında karar vermeden önce bunlara danışıyordu. Bu surette tarafların haklarının adalete uygun bir tarzda gözetildiği ispatlanıyordu. Davaların görülmesinde sayıca kalabalık olan kişilerin görevli olmaları adaletin sağlandığı yönünde olumlu bir öğe idi(Taneri, s.351).
Onyedinci yüzyılda Bursa Şehrinde Osmanlı Hukukunun Uygulanması araştırmasını yapan Nurca Abacı aşağıda okuyacağımız tespitleri kesin kaynaklar(kayıtlar, arşivler) göstermektedir(Bursa Şehrinde Osmanlı Hukukunun Uygulanması(17.yüzyıl), Kültür Bakanlığı Yay., 2001. Ankara).

Tarafların sorunların çözümü adet-i kadimeye göre olmaktadır. Adet-i kadimenin ne olduğunu en iyi bilen de doğal olarak hirfet(meslek) ehlinin kendisidir 120

Bilirkişiye gereksinim duyulan konularda ise kadı hangi dalı ilgilendiriyorsa onun uzmanına konuyu danışmakta ve ona göre karar vermektedir(Abacı N., s.120).
… kadıların karar verme süreçlerinde yapılan keşiflerin büyük önemi vardır. Şahitler huzurunda yapılan keşfin sonucu mahkemenin onayladığı bir karar niteliğindedir.
Keşifler temel olarak iki gruba ayrılır. 1. İleride doğması olası olan hukuki sorunların önüne geçmeyi amaçlayan tespit amaçlı keşiftir.
2. hukuki sorunun çözüme kavuşturulmasını amaçlar. Bu keşiflerde sorunla ilgili yerlere gidilir ve konunun temel hatlarıyla çözümü olay yerinde yapılır. gerektiğinde bilirkişide kullanılır, uzman olan kişinin bilgisine başvurularak çözülür. keşiflerin yapılmasında izlenen yöntem yetersiz olduğunda taraflar yeniden keşif isteyebilmektedir(.Abacı N., s.119)
Bursa’nın bir köyünde kilisenin camiye çevrilmesi istenir. Sorun İstanbul’a divana iletilir. Ancak üç yıl süren araştırma ve soruşturmalardan sonra divan, sözü geçen kimsenin Hristiyanlar için gerçekten kullanılmasının lüzumsuz olduğuna karar vererek, araştırma ve soruşturmanın önemini göstermeye iyi bir delildir(Taneri, s.350 ).
Prof.Dr. Mustafa AKDAĞ “Türk Adalet Örgütü gerek Selçukoğulları Türkiye’si ve gerekse Osmanoğulları Devri İmparatorluk Türkiye’sinin siyasi hayatındaki sağlamlık ve devamlılığın belkemiğini teşkil eder.” Diyerek yukarıda anlatılanları özetleyiveriyor(Taneri, s.349).
Fransız gezgini Du Loir(1684) eserinde Türk Adalet mekanizmasının en yüksek organı olan Divan’ın çalışma şeklini anlatırken “...Padişahın o sırada orada bulunma ihtimalinin verdiği korku içinde hiçbir itiraza imkan bırakmayacak kadar adilane hükümler verilir(Taneri, s.352). Osmanlı Devleti’nde adaleti kadılar tevzi ederdi. Bunlar idari açıdan halifeye bağlı, şer’i hükümleri tatbik açısından bağımsızdı. Günümüzdeki gibi hukuk tahsili hakimliğin şartı ise o günde, tahsilsiz sadrazam olabilinirdi, ama küçük bir kazaya kadı olunamazdı. O dönemde yerine göre kadıların çok değişik vazifeleri vardı ama en önemli vazifeleri adaleti Sultan’ın vekili olarak sağlamaktı. Davaları sürüncemede bırakmadan, davanın halli için taraflar delil getirir, deliller toplanarak kısa zamanda karar verilirdi. Zira “En büyük adaletsizlik tevzi edilmeyen adaletti” (Akgündüz, Cin, s.13).
Osmanlı adalet sisteminin süratli işlediğini yabancı yazarlar J.Ohsson “...2 veya 3 celse nadirdir, genelde davalar bir celsede hükme bağlanırdı.” Sir P.Pırcout ise “...Avrupa’da olduğu gibi, hükmü geciktirecek oyunlardan hiçbiri tatbik edilmezdi” diyerek evrenselleştiriyor.
İslam Hukukunun Osmanlıda Mecelle ile kaideleştiği bilinir, oysa “Mecelle İslam Hukukunun mücerret manada hukuk kaidelerini tespit eden bir koddu. Bundan önce 11.yy.da Debusi’nin hazırladığı Tesisunnaza Mecelleye benzeyen ilk İslam hukuk kodudur” (Armağan, s.90) diyerek yüzyıllardan gelen adalet kültürünün hayata tatbik edildiğini gözler önüne sermektedir. Bu hukuk kodları bugünkü evrensel hukuk ve yargılama kurallarına uygunluğu görülmekte.
Hakim davada karar verirken deliller ile bağlıdır. Vereceği kararları ancak deliller doğrultusunda verir. Hakimin delilleri değerlendirmeden verdiği karar, hükmünü bozma sebeplerindendir (Mecelle Ahkam-ı Adliye).

Özellikle ceza hukuku açısından bakıldığında Osmanlı imparatorluğu’nda askeri sınıf dışında tüm reaya aynı konumdadır. Dine yada herhangi başka bir kuruma dayanan ayrıcalık söz konusu değildir(Abacı N., s. 24).

Şuhud’ul Hal; kentin güvenilir kimselerinden oluşan bir gruptur ve mahkemede tutulan kayıtların geçerli olması onların olaya tanıklık etmeleri sonucunda mümkün olabilir(Abacı N., s.68).
Sorgulama yöntemlerini satır aralarından çıkarmak mümkündür. Örneğin, Mudanya-Bursa arasında Medine-i münevvere vakfı mütevellisinin oğlu ve hizmetçisi öldürülür. Katili bulmak amacı ile sorguya alınan kişilerin ‘töhmet-i sabıkaları yoktur ve katil ya da katillerin yerlerini bilmemektedirler. Şüpheli kişilerin örf-i ma’ruf ile görülmesine izin verildiği için bunlar hakkında şüphe bulunamamaktadır(Abacı N.,s.130)
Adli hatalar, 1559 yılının 28 şubatında Bursa Asesbaşısı tarafından İstanbul’a küreğe konulmak üzere gönderilir. 19 ay sonra annesi merkeze başvurarak oğlunun haksız yere cezalandırıldığını söyler. ‘mücrim defteri yoklandığında mezkûrun ne cürm için görülmediğini’ kayıtlı olmadığı görülür. Durumun Bursa Kadısı tarafından araştırılması istenir(Abacı N., s.136).
Suç arşivi, suç istatistiği; kişilerin tutulup sabıkalarının yoklanması için kadılara emirler gönderilmekte. Suçluları yakalamak için bu yoklamalar ’töhmet-i sabıkası ve istenen ve yoklanan sureti sicilin talep edene verilmesi tembih edilmektedir(Abacı N., s. 149).
Organize suç; Eşrefiler mahallesinden Ümmügülsüm binti Murad’ın şikayeti: Buna göre Mehmet ibn Mehmet dört arkadaşı ile beraber 24 gün önce şikayetçinin evini soymuşlardır. Bu soygunda ilginç noktalardan birisi suçlulara Gülfatma isimli bir kadının yardım ediyor olmasıdır. Sonuçta sanıklar iddiayı kabul ederler. Karar suçluların ‘haklarından gelmektir’. Buradaki ilginçlik hırsızlık olaylarında ender görülen karardır ve bu büyük olasılıkla ‘hırsızlığın organizeli’ olması ile verilmiş bir cezadır(Abacı N., s. 186).
Zararın derecesi; Kanunnâmelerde yaralama ile biten saldırı suçları ve karşılığında verilecek cezalar, herhangi bir organa işlevini etkileyecek şekilde zarar verilmişse para ile sınırlıdır. Örneğin, saç ve sakal yolmanın cezası yirmi akçe, baş yarmanın cezası otuz akçe, kemik görülecek şekilde yaralamanın cezası yüz akçedir. Yaralama ok yada bıçak gibi araçlar kullanılarak ve yaralanan kişiyi yatağa düşürecek şekilde gerçekleştirilirse verilecek cezada artmaktadır. Bu cezalar failin ekonomik durumu ile de ilgilidir.
Kaza sonucu ölüm; Nikolo veledi Simon Kalaycı dükkanında iken bitiştik dükkana gelen Kasım Bey ibn Abdullah tamiratta isteğinde bulunur. Tamirciye içinde kurşun olmadığını söylediği tüfek ısıtmak için ateşe konulunca patlar ve’ … kurşun içinden çıkıp mevrusumuz mezbur Nikola tüfekçinin yanındaki kalaycı dükkanında iken 2 dükkan arasında tahtani bölmeyi delip Nikola’nın sol elinin orta parmağından 3 parmağını dağıtıp mecruh eylediğinindin 10 gün sonra tesirinden halik olmakla…’ varisler diyet taleb ederler. Sonuçta 40 kuruşa sulh olurlar(Abacı N., s.190).
Osmanlı balistik hesaplamaların yapıldığı, bunu Fatih Mehmet’in İstanbul’un fethi öncesinde bizzat yaptığı ve deneyerek fetihte kullandığı tarihi gerçeklerdendir.
Hukukun Osmanlı Devleti’nde uygulandığına o dönemde dünya şahitti. Avrupa Devletler Hukukunun kurucusu sayılan Jean Bodin(1520-1596), Fransa’nın Osmanlı Devleti gibi yönetilmesini Krala tavsiye etmekteydi. Bugün bizde çağdaş hukuk kurallarını ve uygulamalarını tavsiye almakta ve uygulamaktayız. Yine günümüz tarihçilerinden Prof.Dr.Bernad Lewis “Avrupalılar Osmanlı ülkesine gelmeyi düşündüklerinde endişeleri yoktu. Devletin hukuk devleti olduğundan muamelen emin idiler... Halbuki o devirde Avrupa ülkelerinde hüküm süren taassup sebebiyle, bir Müslüman seyyah ölümü göze almadan oraya gidemezdi”. Bu tespitler Türk Tarihinde, Türk Kültüründe hukukun olduğunu ve uygulandığını göstermeye yeter. Bu tür örnekleri yazmak ayrı ayrı ciltlere sığmaz.

Bu adalet sistemi 17.yy.dan itibaren, ekonomik ve sosyal çalkantılar adalet mekanizmasını yakından etkiledi. Bu arada Celali İsyanları ülkeyi geniş çapta etkisi altında bulundurdu. Bundan sonra sistemi düzeltmek için çareler aranır olmuş o dönemde Koçibey( Koçibey, s. 356) padişahlara(II.Selim, III.Mehmet) devrin bütün fena gidişinin sebeplerini, derin bir tahlil kudreti ile görmüş, düzeltilme çarelerini düşünmüş ve padişahlara çekinmeden arz ederek, zulüm ile kanunsuzlukla bir memleketin yaşayamayacağını izaha çalışmıştır.

Bozulan sistemi düzeltmek için içten gelen düzenlemelerin yanında Avrupa’dan çağdaş hukuk sistemleri alınmaya başlanmış hatta bazılarını Avrupa devletlerinin baskılarıyla düzene koyarak hukuk sistemleri için reformlar yapılmıştır.
1875 yılında Sadrazam Sait Paşa II.Abdulhamid’e devletin gerilemesinde adaletin uygulanmasındaki gevşeklikten ileri geldiğini bildiriyor(Taneri, s.356). Günümüzde de yetkili kişiler adaletin uygulanmadığından, baskı altında olduğundan şikayetçi olup yetkililere rapor vermektedirler.
Tanzimat Dönemi; Osmanlı 19. yy. ortalarında Tanzimat ve Islahat Fermanları gibi batılı hukuksal düzenlemelere başlamıştır.
Kapitülasyonların verdiği imtiyazla İstanbul’da yabancı mahkemeler kurulmuş olup 1840 yılında Ticaret Mahkemeleri kurulmuştur. 1839 yılında Gülhane Hattı Hümayumu ile Padişah Abdülmecit, can ve mal emniyetini teminat altına almaya yönelik bir takım imtiyazlar tanıyarak yeni ceza kanunu çıkartıldı. Tanzimattan sonra 1840 yılında Kanun-u Ceza, 1851 yılında Kanun-u Cedid yürürlüğe girmiştir. 1810 yılında Fransız Ceza Kanununa dayanan, Ceza Kanunname-i Hümayumu 1858 yılında yürürlüğe girip 1926 yılına kadar yürürlükte kalmıştır(Yenisey, s.32). Bugünkü hukuk sistemimizin büyük çoğunluk temeli bu dönemde atıldığı görülmektedir.
Adaletin sağlanması için yapılan yukarıdaki değişikliklerle birlikte adaletin tevzi için bilimsel verilerden de yararlanmak düşünülmüştür. II.Mahmut’un (1827) açmış olduğu iki Tıp Okulu 1839 yılında birleştirilerek Mektebi Tıbbiyei Şahane açılır. Bu okulda adli tıp dersi okutulmaya başlanır (Aykaç, s.6).
1840 yılında kabul edilen ceza kanunu (Ceza Kanunnamei Hümayunu) ölümler nedeni ile keşif yapıldığında adli bir tabip bulundurulmasını kabul etmiştir. 1851 ve 1858 de çıkarılan yeni ceza kanunları konuya daha önem vererek, mahkemelerde ebe, hemşire ve hekimlerin bilgilerine başvurulmayı kabul etmiştir. 1857 yılında Sultan Abdülmecit tarafından çıkarılan ferman ile Meclisi Umuru Tıbbiei Mülkiye İdaresi kurularak 3.şubesi tıbbi ve adli komisyondur. Burada adli tıp işleri hekimlere verilmiştir. 1879 da adli tabipliğin ilk özel görevi sayılabilen Zıbata Tababeti Adliyesi kurulmuştur(Gök, s.2). 1908 yılında ölüm olaylarını incelemek üzere İstanbul’da Morg Dairesi kurulmuştur. Morg Şubesini takiben kişilerin işlemiş oldukları suçlarda ceza ehliyeti yönünden ve ayrıca hukuki işlemlerde akıllı olup olmadığını tayin edilebilmesi için Topbaşı’ndaki tımarhanede bir Müşahadehane kurulmuş ve arkasından zehirlenmelerle uğraşan bir bölüm geliştirilerek kimyahane ismi altında Toksikoloji Bölümü geliştirilmiştir (Aykaç, s.6).
Adli Tıbbın yanında Polis Kriminal tekniklerde adalete yardımcı olarak özellikle suç ve suçlu bulmada yeni gelişmeler, teknikler Avrupa ile uygulanmaya başlamıştır. 1899 yılında Bertillon’un “Antropometri” si zamanın Polis Teşkilatı Zaptiye Nezaretinde kullanılmaya başlanmıştır. Sonradan Viyana Parmak İzi Dairesince kullanılan Parmak İzi Yöntemi uygulanmaya başlanmıştır (Söylemez, s.12).
Kaldırılan Zaptiye Nezareti’nin yerine 1909 yılında Dahiliye Nezaretine bağlı olarak Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti kurulmuştur. Bu dönemde Avrupaya heyetler gönderilerek, oradaki Polis kuruluşların yapısı incelenip yeni hizmet biriminin organizasyonunda örnek alınmıştır (PD, 152, s.8). Günümüzde de kullanılan Parmak İzi Tasnif Sistemi 1919 yılında Yusuf Cemil Bey tarafından İstanbul’da Parmak İzi Dairesi olarak kurularak hizmet vermeye başlar(Söylemez, s.12). Bu kriminal tekniklerin polisimizce uygulanmasının temelini teşkil eder.
Cumhuriyet Dönemi; Milli Hükümet Cumhuriyet İlanından önce 1879 kanunu değiştiren bazı kanunlar yürürlüğe konmuş olup 1924’teki kanunla yargılama birliği sağlayan “Mehakim-i Şer’i yenin ilgasına ve Mehakim-i Teşkilatına Dair Ahkam-ı Muadil Kanunu’dur. 1926 da 765 sayılı “Türk Ceza Kanunu” ve 825 sayılı “Ceza kanunun Mevki Meriyete Vaz’ına Dair Kanun” kabul edilmiştir. 1929’da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu kabul edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ceza hukuku siyasi hayata paralel olarak gelişmiştir, bunda Tek Parti Döneminin etkisi büyük olmuştur. 1950’den sonra “Geniş Anlamlı Ceza Hukuku” alanında değişiklikler olmuştur. 1992 yılında 3842 sayılı kanunla Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda yapılan değişiklikle sanık hakları, delillerin hukukiliği, delilden sanığa gidilmesi kavramlarının uygulanması üzerinde durulmuştur(Yenisey, s.33, 205). Günümüzde Avrupa Birliği sürecinde uyum yasaları çerçevesinde yeni düzenlemeler hız kazanmıştır.
Bu değişim döneminde mahkemelere yardımcı olacak birimler kurulmuştur. Ceza Muhakemesinde suç ve suçluyla ilgili delilleri teşhis ve tespit önemli olduğundan teknik-fenni konularda bilirkişilik yaparak suç ve suçlunun konumunu bunun ceza davasında ilişiğini göstermekle soruşturmaya yön vermek için kurumlar modernize edilmiştir. Bu kurumlar doğrudan adli makamlara yardımcı olmakla mükelleftir, resmi bilirkişidir.

KAYNAKLAR


1- Söylemez, A.(1982), Kriminalistik ve Suç Yeri İncelemesi, 1.Basım, Haşmet Matbaası, s.1-95, İstanbul.

2- Nizamülmülk(1981), Siyasetname, Dergah Yay., İstanbul.
3- Yenisey,F.(1995), Arama Elkoyma Yakalama ve İfade Alma, A.Ü. İnsan Hakları Merkezi Yay. Ankara.
4- Atar, F.(1991), İslam Adliye Teşkilatı, Diyanet Yay., Ankara.
5- Yenisey, F.(1993), Hazırlık Soruşturması ve Polis, Beta Yay., İstanbul.
6- Danışman, Z.(1997),Koçibey Risalesi, M.E.B. Yay., İstanbul.
7- Tanari, A.(1997), Türk Devlet Geleneği, M.E.B. Yay., İstanbul.
8-Kabaklı, A., Türkiye Gazetesi, 28.10.1997
9-PD, 152. Yıl özel sayı, 1997, s.3
10-Akgündüz,Cin, Türk- İslam Hukuk Tarihi, c.1, s.13, 1995
11-Kınalızâde Ali Efendi, Devlet ve Aile Ahlakı, Tercüman 1001 Temel Eser
12-Abacı N.,(2001), Bursa Şehrinde Osmanlı Hukukunun Uygulanması(17.yüzyıl), Kültür Bakanlığı Yay., Ankara
13 - Aykaç, M.(1987), Adli Tıp, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları, İstanbul.
14 - Şafak, A.(1989), Ceza Muhakemeleri Usulü Hukuku ve Polis, Polis Akademisi Yayınları, Ankara.
15 - 150. Yılında Polis,(1995), Emniyet Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara.
16- Armağan, S.(1992), İslam Hukukunda Temel Hak Ve Hürriyetler, Dinayet Yay., Ankara.
17- Susurluk Raporu(1998), (K. Savaş), Radikal Gazetesi eki.
18- Aydın, A.H.(1996), Polis Meslek Hukuku, Doğuş Matbaa, Ankara.
19- Kaygısız, M.(1995), Kriminalistik, İ.Ü. Adli Tıp Enstitüsü Uzmanlık Tezi, İstanbul.
20- Atar, F.(1991), İslam Adliye Teşkilatı, Diyanet Yay., Ankara.


 Emniyet Amiri-Öğretim Gör., P. A., Güvenlik Bilimleri Fakültesi-Ankara. mkaygisiz1@yahoo. com

 1- Kuranı-ı Kerim’de hukuki düzenlemeye ait ayetler % 5 kadardır. Burada, Aile Hukukuna ait 70 ayet, medeni hukuka ait yaklaşık 13; anayasa hukukuna ait yaklaşık 10 ayet, devlet hukukuna ayet yaklaşık 25, iktisadi ve mali hükümlere ait ise yaklaşık 10 kadar ayet bulunmaktadır. Hukuki düzenlemelerle ilgili ayetlerin sayısı 238 kadardır.
2- Sünnetin % 10 nispetinde hukuki düzenlemelere ait olduğu görülmektedir.
3- İçtihatlar, icma, kıyas, istihsan, istislah, örf vb. şekilde sınırlanır. Cezai, adli ve mali konularda da padişah kanunnameleri ile düzenlemeler getirilmiştir.(Kanuni Sultan Süleyman Kanunnamesi).
İslam hukukunda suçlar üç gruba ayrılmıştır: Kulların haklarına karşı işlenen suçlar ki, bunlara hakkı ademiye denir, cezası kısas ve diyettir. Allah’a karşı işlenen suçlar, taziren cezalandırılan fiillerdir. Kul hakkı: İnsan ilişkileri sonucu, insan ile insan, insan ile idariceler arasındaki münasebetlerden ortaya çıkar. Bu hakkın korunmasını talep etmek idari, kazai ve siyasi başvuru ile olur. Kul hakkına dini hiçbir otorite müdahale edemez. Kul hakkı tamamen hukuki münasebetlerin mevzuudur. Allah’ın hakkı: Allah’ın kulları üzerindeki hakları olup, genelde ahireti ilgilendirir. Sadece Allah’a karşı hesap verilir.

  Örnek, kerime binti Hüseyin yeni boşandığı eşi Şaban’ı dava eder. İddiasına göre boşanmadan sonra hamile olduğu ortaya çıkmıştır ve bu nedenle nafaka talep etmektedir. Koca bu duruma itiraz eder. Bu itirazdan sonra Kadı, şikayetçinin hamile olup olmadığını anlamak için bir uzman gereksinim duyar. Bu uzman ise Hoca Yunus Mahallesinden Fatma binti Mehmet’tir. Fatma hanım şikayetçinin hamile olduğunu tespit eder ve sonuçta Kadı 10 akçe nafaka ödenmesini kararlaştırır(Abacı N., s.122)


  Adli Tıp Kurumu, Polis Kriminal laboratuarları, Adli Tıp Enstitüsü, Jandarma Kriminal laboratuarları, Polis olay yeri inceleme Şubeleri/büroları, teknik Şubeler(Bilgi İşlem, istihbarat, Foto Film,), Üniversiterin ilgili bölümleri(tıp, fen bilimleri, mühendislik, sosyal bilimler, hukuk), Kurumlar/Kuruluşlar(Merkez Bankası), Odalar/ Özel İşletmeler, …
Etiketler : Etiket Yok
Kategoriler : Kategorilenmemiş
Yorumlar : 0 Yorum Yorum Yaz

YUMURTA AKI....

 

Hiçbir zaman bunu kullanmak gerekmeyeceği düşünülür, ama gerektiğinde...

Yumurta akı kullanılarak yanıklar basit ve etkin biçimde tedavi edilebilir.

 

Bu yöntem itfaiyecilerin eğitimi sırasında ders olarak verilmiştir

 

Bir yanık meydana geldiğinde, kapsadığı alan ne olursa olsun ilk yardım, etkilenen alanı sıcaklık azalıncaya ve deri tabakalarını yakmayı bırakıncaya kadar soğuk suyun altına tutmak ve sonrasında bu bölgeye yumurta akı uygulamaktan oluşmaktadır.

 

Bir kimsenin elinin büyük bir kısmı kaynar su ile yandığında, duyduğu büyük acıya rağmen elini soğuk su musluğunun altına tutmuş ve sonrasında 2 yumurta kırmış, aklarını ayırmış ve çırpmış ve elini içine daldırmıştır.

Eli o denli yanmış durumdadır ki yumurta akı uygulanır uygulanmaz derisi kurumuş ve yumurta akı bir film tabakası oluşturmuştur.

Daha sonra bu kişi yumurta akının doğal bir kollajen (bir tür albüminoid) olduğunu öğrenmiş ve en az bir saat boyunca eline tabaka üzerine tabaka gelecek şekilde yumurta akı uygulamıştır. Öğleden sonra hiçbir acı duymaz olmuştur. Ertesi sabah yanık bölgesinde nerdeyse belirsiz bir kırmızımsı leke kalmıştır. Elinde sürekli ve feci görünüşlü bir yara izi kalacağını düşünürken 10 gün sonra geride hiçbir yanık izi kalmamış ve hatta deri eski normal rengine yeniden kavuşmuştur!

Yanan bölge yumurta akında mevcut ve aslında vitamin dolu bir plasenta (etene) olan kollajen sayesinde tamamen yenilenmiştir.

 

Bu ileti herkes için yararlı olabilir, başkalarına da gönderiniz.

“TÜRK CEZA YASASINA GÖRE

ALKOLLÜ ARAÇ KULLANMANIN GÜVENLİ SÜRÜŞ YETENEĞİNE ETKİLERİ” ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ*

 

*Adli Bilimler Dergisi Aralık 2009

Devamı...

KARAYOLU TAŞIMA YÖNETMELİĞİNİN SİZİNLE ALAKALI OLAN KISIMLARINI SİZLERE SUNUYORUM.

Yolcu Bileti

Madde 48 -a) Düzenli yolcu taşımalarında, yetki belgesi sahipleri ve acenteleri her yolcu için ayrı bilet düzenlemek zorundadırlar. Düzenlenen yolcu biletinde, yetki belgesi sahibi ve varsa acentesinin adı, unvanı ile bileti tanzim eden yetki belgesi sahibi veya acentesinin adresi, vergi dairesinin adı ve hesap numarası ile yolcunun adı, soyadı, kalkış ve varış yeri, koltuk numarası, hareket tarihi ve saati, taşıma ücreti, biletin seri ve müteselsil sıra numarası ve düzenleme tarihinin yer alması zorunludur.

b) Bir yolcuya bilet karşılığı satılan koltuk, bir başkasına mükerrer olarak satılamaz.

Devamı...

Olaydan sonra arta kalan ve şüpheli ile olay arasında bağ kuran maddi deliller bulunur.Bu tip deliller şüphelinin aleyhine dilsiz birer tanıktır.İnsan tanıkların varlığı bile onları yok edemez.

                                                                                                                          Prof E.Locard

 

12
Arama
  Ara
reklam
Sayfalar
Paylaş !
Reklam
Takvim
<September 2010>
SMTWTFS
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293012
3456789
Yönetici Paneli